Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon'un fethini gerçek tarihinde kutlamıyorlar, neden?


sayfa1/3
o.ogren-sen.com > öykü > Evraklar
  1   2   3

Trabzonun Fethi ve Fetih Tarihi Konusunda Doktora Tezi


http://www.ofhayrat.com/images/spacer.gif

http://www.ofhayrat.com/images/spacer.gif

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon'un fethini gerçek tarihinde kutlamıyorlar, NEDEN?

TRABZON’UN OSMANLILAR TARAFINDAN FETHİ
Doç. Dr. Kenan İNAN
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi  inan@ktu.edu.tr

Özet

Anadolu tarihinde meydana gelen en köklü ve kalıcı değişiklik Anadolu’nun Türk-leşmesi ve İslâmlaşmasıdır. 1071 Malazgirt Savaşı akabinde Anadolu Müslüman Türkler tarafından fethedilerek bugüne kadar devam eden Türk devletleri zincirine sahne olmuştur. Bu devletler zincirinin en önemli halkalarını Büyük Selçuklu, Türkiye Selçukluları ve Os-manlı Devleti oluşturmakta olup, kurucuları 11. Yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzlardır. Türkiye tarihinin yerli kaynaklarında adı ilk önce anılan Oğuz boyu muhtemelen Çepniler olup, Karadeniz kıyılarının fethinde önemli rol oynamışlardır. Fatih 1461’de Trabzon seferine çıktığında Giresun’dan itibaren Karadeniz kıyıların Trabzon tekfurlarının elinde olmakla birlikte bu toprakların güneyinde ve yaylalarda uzun zamandan beri büyük bir Türk yerleşimi mevcuttu. Fatih’ten önceki dönemde de Osmanlılar Trabzon ve çevresindeki siyasi gelişmelere kayıtsız kalmamışlardır. Rum tekfurlarının Osmanlı aleyhtarı milletler arası bir ittifak kurma çabaları Orta, Doğu Anadolu ve Karadeniz’de sürekli hakimiyet kurmak isteyen Fatih’in dikkatini çekmiştir. Osmanlı kara ve deniz kuv-vetlerinin ortaklaşa yürüttüğü seferle Trabzon Türk idaresine alınarak Bizans’ın Anado-lu’daki son kalıntıları temizlenmiştir.

1. Giriş

Doğu Karadeniz bölgesine yerleşme hadisesi çok eski tarihlere uzanmakta-dır. Araştırmalar bölgeye ilk olarak M.Ö.III. bin ile II. bin yılları arasında Oğuz-lar’ın öncü kollarından biri olarak kabul edilen “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler” in, M.Ö. 675 yılından itibaren Kimmerler’in yerleşmeye başladıklarını ve bunların Anadolu ve Azerbaycan’da ilk Bozkır kültürünü yaşayan Proto-Türkler olduğunu göstermektedir. Trabzon şehrinden ilk olarak bahseden müellif Xenophon’dur. O’nun verdiği bilgilere göre M.Ö. 400 yılında Doğu Karadeniz’de yaşayan kavim-ler Kolhlar, Driller, Mossinoikler, Haibler ve Tibarenler olup, Faruk Sümer’e göre bunlar kesin olarak Yunan asıllı değillerdi. Doğu Karadeniz bölgesine Kimmerlerden sonra İskitler, Medler, Persler hâkim olmuştur. 

Bu hâkimiyet Make-donya kralı İskender’in M.Ö. 334 yılındaki doğu seferine kadar devam etmiştir. M.Ö. 312 -280 tarihleri arasında bölge İskender’in komutanları hâkimiyetinde kalmıştır. Bölge M.Ö. 280-63 yılları arasında Pontus Devleti idaresi altında kalmış-tır. M.Ö. 63 - M.S. 395 yılları arasında Doğu Karadeniz, Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiştir. M.S. 394-1204 yılları arasında bölge Roma’nın devamı olan Bizans’ın denetiminde kalmıştır. Bu dönemde Bizanslılar tarafından mağlûbi-yete uğratılan Bulgar Türklerinden bir kısmı Trabzon havalisine yerleştirilmiştir.

Yine bu dönemde yaklaşık 40.000 Kuman ailesi Gürcistan’a inerek Hıristiyan olmuş daha sonra da Doğu Karadeniz’e ve Doğu Anadolu’ya yerleşmişlerdir.1

Hiç şüphesiz ki, Yakın Doğu siyasî ve medeniyet tarihi açısından ve Ana-dolu’nun bir Türk-İslâm yurdu olması açısından en önemli hadiselerden birisi Maveraünnehir-İran-Irak ve etrafındaki bir kısım bölgeleri hakimiyetleri altında bulunduran Selçuklu Devleti’nin kurulmasıdır. Anadolu’nun tarihinde meydana gelen en köklü ve kalıcı değişiklik Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşmasıdır. 1071 Malazgirt Savaşı akabinde Anadolu Müslüman Türkler tarafından fethedile-rek bugüne kadar devam eden Türk devletleri zincirine sahne olmuştur. Bu devlet-ler zincirinin en önemli halkalarını Büyük Selçuklu, Türkiye Selçukluları ve Os-manlı Devleti oluşturmakta olup, kurucuları 11. Yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzlardır. Bu şekilde Oğuzlar, dünya tarihinde büyük rol oynamış bir Türk kavmi olarak yer almışlardır.2

Türkiye tarihinin yerli kaynaklarında adı ilk önce anılan Oğuz boyu, muh-temelen, Çepnilerdir. 1277 yılında “Çepni Türkleri” Trabzon Rum tekfuruna karşı denizde parlak bir zafer kazanarak o zamanlar Karadeniz’in en önemli ticaret lima-nı olan Sinop’un rakibinin eline geçmesine mani olmuşlardır. Bu mühim olaydan sonra Çepniler Karadeniz fatihleri arasında yer aldılar. Böylece onlar bir yandan Samsun yönünden, öbür yandan da Şebinkarahisar-Bayburt yöresinden Karadeniz kıyılarına yapılan fetihlere katıldılar. On dördüncü yüzyılda Ordu yöresindeki Bayramlu beyliği, çok kuvvetli bir ihtimal ile, Çepniler tarafından kurulduğu gibi, Giresun-Kürtün ve Vakfıkebir arasındaki bölge de onlar tarafından fethedilmiştir.3

Karadeniz sahil şeridinde yukarıda izah edilen fetihleri gerçekleştiren Türkmenlerin ne kadar nüfusları olduğu konusunda fazla bir malûmata sahip değiliz. 1348’den önce Canikli Nureddin Hamza’nın 7000 atlı ve daha fazla yaya askeri bulunduğu konusunda bilgiler mevcuttur. Yine Panaretos’a göre Çarşamba bölge-sine hâkim Taceddin’in 1386’da 12.000 adamı bulunmaktadır 4. 

Clavijo’ya göre ise Emiroğulları Beylerinden Altamur (Erzamir)’un 1404’de 10.000 atlısı bulunmakta-dır 5.

Giresun’u 1397’lerde fethetmiş olan Bayram Bey’in torunu ve Hacı Emir Bey’in oğlu Süleyman Bey’in başında bulunduğu beyliğin sonu hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Kesin olarak söylenebilecek bir şey varsa, o da bu beyler sayesinde Ordu bölgesine pek yoğun ve temiz bir Türk nüfusunun yerleşmiş olma-sıdır. Trabzon Rum tekfurları Akkoyunluların desteğiyle ayakta dururken, Bayramlu beyliğinin yıkılması üzerine Giresun Kalesi’ni geri almışlardır. 

Bu se-beple, Fatih “Trabzon” seferine çıktığında Görele, Tirebolu ve Giresun kaleleri büyük bir ihtimal ile tekfurun idaresinde idi6. Buna karşılık Kürtün-Dereli-Giresun-Tirebolu-Eynesil arasındaki geniş kırlık kesim de Çepni beylerinin elinde bulunu-yordu. Osmanlı kuvvetleri Trabzon Devleti topraklarına girince Çepni beyleri de Osmanlı fethine yardımcı olmuşlardır. 

Osmanlı Devleti de hepsini veya büyük bir kısmını zeamet ve tımar gibi dirlikler vererek hizmetine almıştır. On beşinci yüzyılla beraber yerleşik hayata geçtikleri görülen Çepniler’in hakim olduğu bölgelerde hiç bir Hıristiyan yerleşim birimi görülmemiştir7.

Fetihten önceki dönemde Osmanlıların  bu bölgeye ne zamandan itibaren gelmeye başlayıp Trabzon için ciddî bir tehdit oluşturmaya başladıkları hakkında kısa bir malûmat verelim. Trabzon tarihinde, Osmanlıların ilk defa Karadeniz’de, bilhassa Giresun önlerinde belirdiği hadise  Panaretos’a göre Osmanlı azap ve sipahi gemileri tarafından  1368 yılı Temmuzunda Giresun adasına yapıldığı bildirilen akındır. Bu akından hemen sonra Panaretos’unda bulunduğu bir elçilik heyeti İstanbul’a yardım istemek üzere gönderilir. Bu hadiseden sonra bu tür akınlardan bir daha bahsedilmez 8

Bundan sonraki dönemde Osmanlılar, daha önce Giresun’a kadarki sahil kesiminde kurulmuş olan Türk beyliklerinin topraklarını el geçirmek suretiyle Batı Karadeniz’de üstünlüklerini perçinlemişlerdir. II. Murad döneminde Trabzon üze-rine taarruz maksadıyla gönderilen Osmanlı donanması fırtına yüzünden başarısız-lığa uğramıştır9. 

Bunu takiben 1456 senesinde vuku bulan bir hadise üzerine Os-manlılar Trabzon’a tekrar müdahale etmek zorunda kalmışlardır. Bu yıl içinde, etrafına Türkmenleri toplamış olan Şeyh Cüneyd Trabzon Devleti topraklarına karşı bir akın düzenlemiş, Akçakale’yi almış, karşısına çıkan kuvvetleri bozguna uğrattıktan sonra da Trabzon önlerine kadar gelmiş, ancak şehri almayı başaramamıştır. Şehri alamayan Cüneyd çekilirken Osmanlılar devreye girmişlerdir. Rum Beylerbeyi Hızır Bey Osmanlı kuvvetleri ile Trabzon’a doğru akına çıkmıştır. Osmanlı kaynaklarından Aşıkpaşazade’ye göre bu akın Cüneyd’i Trabzon toprakla-rından çıkarmak için yapılmıştır10. 

Osmanlıların bölgeye yaptıkları akınla beraber Trabzon Rum tekfuru Kalo İoannes önce iki bin bilahare üç bin altınlık senevî bir vergi ile Osmanlı yüksek hâkimiyetini tanımak zorunda kalmıştır11. 

Bu gelişmeler üzerine Trabzon tekfuru kendisine güçlü bir müttefik arayışına girmiş ve Akkoyunluların desteğini almaya çalışmıştır. Bu şekilde karşılıklı menfaatler ve Trabzon Rum tekfurunun kendisine Osmanlılara karşı müttefik bul-ma arayışının bir neticesi olarak yapılan evliliklerin sonuncusu Akkoyunlu Uzun Hasan ile Theodora arasında 1458 yılında yapılmış olup, bunun karşılığı olarak Uzun Hasan Trabzon Devletini Osmanlılara karşı koruma garantisi vermişti.12 

Bu koruma garantisine ek olarak Uzun Hasan Doğu Anadolu’ya Osmanlıların daha fazla yaklaşmasına müsaade etmek niyetinde değildi. Bu meyanda Uzun Hasan’ın birlikleri 1460-61 yıllarında iki devlet arasındaki sınırı teşkil eden Koyulhisarı almıştır. Bunun üzerine Fatih’in kaleyi geri almak için gönderdiği Rumeli Beyler-beyi Hamza Bey başarısızlıkla geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ebu Bekir Tahrani’ye göre Uzun Hasan’ın oğlu Uğurlu Muhammed de 1460 yılında adı geçen bölgeye bir sefer yapmış, Melet kalesini kuşatarak civarında yağma ve tahripte bulunmuştu. Uzun Hasan bu faaliyetlerde bulunurken, aynı anda Fatih’e MuradBey’i elçi olarak gönderip Trabzon ile uğraşmamasını, bu bölgenin kendi nüfuz sahasında olduğunu bildirmişti.13

Yukarıda izah edildiği gibi Anadolu’da var olan diğer küçük beyliklerin Candar oğulları ve Karamanoğullarının, Trabzon’un istediği korumayı sağlamaları mümkün değildi. Bu küçük beylikler, ancak daha büyük bir Osmanlı aleyhtarı ittifakın parçaları olabilirdi. Kalo İoannes’in kardeşi David’in bu niyetle Avrupa’da kendisine müttefikler bulmak için çaba sarf ettiği bilinmektedir. Bu baptan olmak üzere David, Burgondia dükası Filip’e 1459’da bir mektup yazdığı bilinmektedir. David’in mektubunda kendisine müttefik olarak saydığı devletlerin en kuvvetlisi olarak Hasan Bey belirtilmektedir. Bu şekilde Sultan Mehmed’in Osmanlı tahtına geçmesinden sonra Trabzon tekfuru, Uzun Hasan’ı yanına alarak Osmanlı tehlike-sine karşı Batı-Hıristiyan dünyası ile temasa geçmiştir14.

3. Trabzon’un Fethi

Osmanlı Devleti tarafından dikkatle takip edilen bu gelişmeler, Fatih Sul-tan Mehmed’i acil tedbir almaya sevk etmiştir. Aksi takdirde Osmanlı aleyhtarı bir ittifakın gerçekleşmesi mümkün olabilirdi. Sultan Mehmed 1459 yılında, Karade-niz kıyısında Cenevizlilerin elinde bulunan Amasra’yı Osmanlı hakimiyetine dahil etmişti. Daha sonra 1461 yılında sırası ile, Candaroğulları’nın elinde bulunan Kas-tamonu, Sinop ve son olarak da Trabzon fethedilmiştir. Fatih, Osmanlı tahtına geçtikten sonra bu yerleri fethetme fikrinde olduğunu beyan etmişti. “Ve bil-cümle birgün Hünkâr Mahmud Paşa’ya eyitti: ”Mahmud, birkaç niyetim var. 

Umarım ki Hak Teala ben zayıfa kuvvet verip, anı nasib ede. Evvel biri, şol İsfendiyar vilâye-tidir ki, Kastamonu ve Sinob ve Koyul-hisar’dır. Benim huzurumu bunlar giderir. Ve biri şol Trabzon’u bir cünüb kafir yiyip yürür. El-hasıl bunlar benim maksu-dumdur. Gece ve gündüz hayalimdem gitmez” dedi.15

Bu tarihlerde Trabzon Rum Devletinin toprakları Giresun’dan başlayıp yaklaşık olarak Batum civarına kadar uzanan Karadeniz kıyılarını kapsamakla be-raber, bu topraklar dahilinde yaşayan külliyetli miktarda Türk nüfusunun bulundu-ğu ve Türk kültürünün birçok alanda etkisini hissettirdiği bir gerçektir16. 

Kıyının hemen gerisindeki bölgelerde ve yaylalarda Çepni Türkleri yaşamaktaydı. Zigana dağlarının güneyindeki dağlık alanlarda bir kısım yerli Hıristiyan beyleri yarı ba-ğımsız olarak yol kesmek ve adam soymak gibi faaliyetlerle hayatiyetlerini devam ettiriyorlardı.17 

Fatih, 1461 yılındaki Trabzon seferinde özellikle Koyulhisar’ı alıp18 

Erzincan yakınlarına geldiğinde Erzincan ovasına bir günlük yürüyüş mesafesinden daha yakın bir mevkideki Yassı-çemen adındaki yaylada kamp kurdu. Osmanlı ordusu burada iken Uzun Hasan Trabzon’a olan ilgisi münasebeti ile annesi Sare Hatun’u bazı itimat ettiği adamları ile beraber Fatih’e gönderdi. Gelen heyet gece Osmanlı ordugâhına ulaştığında önce Mahmud Paşa ile görüştüler. Heyet, Mahmud Paşa’dan ara bulucu olmasını istedi. Aynı gece Mahmud Paşa Fatih’e haber gönde-rerek Uzun Hasan’ın elçileri vasıtası ile af dilediğini beyan etti. Sultan Uzun Ha-san’ı affetti. Ancak “Madem ki Uzun Hasan benim hizmetime gelmeyip gaza sevabından mahrum kaldı, o zaman annesi ve adamları ordu ile beraber kalacaklar”19 
diyerek, Uzun Hasan’ın Trabzon lehine yapmak istediği hareketi engellemiş oldu.

Fatih, bu mevkiden itibaren Trabzon üzerine yürürken bilinen yolları takip etmeyip, Kelkit civarına geldiğinde ordusunu ikiye ayırmış, kendisi doğudan veziri Mahmud Paşa da batıdan Trabzon’u muhasara etmek için geçit vermez dağları aşmak suretiyle Trabzon’a varmış ve Osmanlı ordusunun böyle bir güzergahı izle-yemeyeceği tahmininde bulunan Trabzon tekfurunu gafil avlayıp şehri almaya muvaffak olmuştur. Fatih’in, ordusuna hiç de kolay olmayan bu yolları seçmesini, bu bölgedeki yaylalarda yerleşik olan Çepni Türkmenlerinden gerektiğinde kılavuz olarak yararlanmak istemesine bağlayabiliriz. Trabzon’a batıdan ulaşmaya çalışan ve Fatih’e göre daha zor bir yolu tercih eden Mahmud Paşa’nın da Çepni kılavuzla-rı kullanmış olması mümkün görünmektedir.20

Fatih ve Mahmud Paşa’nın takip ettikleri yollarda kendilerine eşlik etmiş olan iki görgü şahidinin eserlerine sahip bulunmaktayız. Bunlardan birincisi Mahmud Paşa’ya eşlik etmiş olan Divan Kâtibi Tursun Bey’dir.21

Tursun Bey’ eserinde Bayburd taraflarından Trabzon’a kadar geçilen yolla-rı şu şekilde anlatmaktadır. “Vaktâ ki sipâh-ı zafer-penâh Bayburd yolından, kûh-ı felek-şükûh Barkar-ı pür-kardan urûc ve hübût vâkı’ olup serhadd-i Tırabzon’a karib varıldı; Mahmûd Pâşâ’ya asker-i muzaffer-i nusrat-rehber nâm-zed idüp, reh-i meysereden Tırabzon üzerine ılgar ittürdü; şol kasda ki, tekûr-ı mağrûr nüzûl-i azâbdan vukuf bulup tedârük-i firâr itmedin hisârda muhâsara idiler. Ve kendü, kapusı ile, Anatolı çerisi ile, “ke’t-tavdi’l-azim” taraf-ı meymeneden yöridi. Ve murâd-ı pâdişâh üzre, tedbîr takdîre muvafık oldı; ya’ni, çün himmet-i pâdişâh-ı sâhib-kırân-ı zamân hâl-i Mâhmûd Pâşâ’ya yoldaş oldı, ol yoldan –ki kuş uçmağ ile varılması mümteni’ görüldi- kesret-i esbâb vâsıtası ile, kazmacılar ve baltacılar aça aça, ve tâyife-i voynık, tulû’-ı subh-ı sâdıktan tâ beyne’s-salâteyn, tağ depesinden dibine hezâr zahmet ü ta’ab ile inildi. Sefâyin-i nusrat-hazâyin hôd mukaddemâ gelüp muhâsara itmiş idi; ammâ, küffâr-ı bed-kirdâr bu sebebden ki pâdişâhun ol memlekete varmasın mümteni‘âttan add eder idi, her gün muhâsara iden ehl-i keştî ile darb u harb itmeği lu‘b u lehv idinüb kal‘ada gâfil oturur idi. Nâgâh, hamâhim-i huyûl-i sipâh-ı zafer penâh cemâcim-i kûhsârdan ki sem‘-i küffâra yitişti ve ılgar çarhacısı irişti; mecâl-i firâr bulmayup, kapusın yapup, baş kayusın görmeğe başladı.”22

Diğer görgü şahidi de sefer sırasında Osmanlı ordusunda bulunan bir yabancıdır. Osmanlı ordusunda, tahminlere göre yeniçerilere hizmet veren bir mevki-de olan Konstantin Mihailoviç, hatıratında Fatih’in izlediği yolda karşılaştığı güçlükler hakkında tafsilatlı bilgiler vermektedir 23. 

Mihailoviç eserinde Trabzon Sefe-rini anlattığı kısma “Sultan Mehmet deniz kenarında bulunan Trabzon İmparatoru-na karşı nasıl yürüdü” şeklinde başlamaktadır. Yazar şöyle devam eder

“Trabzon, Sinop gibi Karadeniz sahilinde yer almaktadır. Trabzon toprak-ları büyük ve dağlıktır. Her tarafından putperestler ve Tatar olan Büyük Han, UzunHasan ve Canik Beyi tarafından sarılmıştır. Bu Tatar beyleri, Sultan Mehmet ve onun dinindense, Trabzon İmparatorunu komşu olarak tercih etmişlerdir. Bu ne-denle Trabzon’a doğru yürürken bu Tatarlar ve Rumlardan sıkıntı çektik. Çünkü, Trabzon’un yukarı kesimlerinde Büyük Han’ın topraklarına yakın olarak büyük ve nüfuslu bir Rum ülkesi yer almaktadır. Bu topraklarda aralarında büyük bir anlayış bulunan bir kral ve prens bulunmaktadır. 

Putperestler bunlara bir şey yapmaya muktedir olamadıklarından onları rahat bırakmak zorundadırlar. Putperestlerin dilinde bu topraklara Gürcistan ismi verilmektedir. Bu isim bizim dilimizde revaçta olan kuvvet manasına, başka bir anlamda da fildişi demektir. Bu topraklar da Trabzon İmparatoruna bağlıdır. Ve biz büyük bir gayret ve kuvvetle Trabzon’a doğru yürüdük. Sadece ordu değil Sultanın kendisi de aynı güçlüğe katlandı. Bunun birinci sebebi mesafe, ikincisi çevredeki insanların orduyu çeşitli şekillerde rahatsız etmeleri, üçüncüsü açlık, dördüncüsü de dağların büyük ve yüksek olması idi. Bunun yanı sıra oldukça yağışlı ve bataklık yerlerdi. Ve buralarda yağmur her gün yağar. Bu nedenle yol, atların bellerine kadar çıkan çamurla kaplanmıştı.

Biz bu şekilde Trabzon bölgesinde bir dağa ulaştık. Bu dağdan aşağıya inen yol oldukça bozulmuş ve düşen ağaçlar tarafından kapatılmıştı. Sultan’ın kendisine ait yüz adet arabası vardı. Yol şartlarının kötülüğünden ve çamurdan dolayı Sultan’ın arabaları çamura saplandı ve bunların yüzünden ordu hareket edemez hale geldi. Sultan emir vererek bu arabaları kestirtti ve yaktırdı. Bunları çeken atları kim istediyse verdi. Bu arabaların yüklerini develere yükledi. Sultan daha önce-den bölge hakkında elde ettiği bilgiler çerçevesinde, yol şartlarının kötü olabileceğini tahmin etmiş ve kendisi ile beraber sekiz yüz deve getirtmişti. 

Ve bu mevkiden Sultan, develerle beraber dağdan dağa yürüdü. Ve bir yere gelindiğinde hazineleri taşıyan develerden bir tanesi yoldan aşağıya üzerindeki sandıkla beraber yuvarlan-dı. Sandık parçalara ayrılırken içerisinde altmış bin altının bulunduğu para keseleri de parçalandı. Ancak yeniçeriler hemen hadise mahalline gelerek kılıçlarını çekmiş vaziyette altınları muhafaza altına alıp kimsenin almasına müsaade etmediler. Ha-zinenin sahibi olan Sultan gelene kadar o şekilde beklediler. 

Bu hadise yüzünden bütün ordu durmak zorunda kaldı. Çünkü o anda başka bir yol olmadığı gibi çok şiddetli bir yağmur yağıyordu. Bu dakikada Sultan gelerek ordunun durma sebebini sordu. Sultan’a hadise anlatıldı. O da hemen herkese, alabildiği altını almasına müsaade etti ve ordu ilerlemeye başladı. O anda hadise mahallinde olanlar çok şanslı idiler. 

Bazıları bu hadiseden faydalandılar. Ben de orada idim ancak geç kalmıştım. Altınlar çoktan sahiplerini bulmuş, geriye siyah toprak kalmıştı. Her kim fırsatını buldu ise çamur ve otlarla beraber altınları almıştı. Gerektiğinde bir-birlerinin ellerinden bile almışlardı. Bu şekilde dağdan aşağıya inmeden önce bir-çok dertlere maruz kaldık. Toprak sanki lapa gibi yapışkandı. 

Yeniçeriler, Sultanı kollarına alarak aşağıya ovaya kadar taşımak zorunda kaldılar. Hazineleri taşıyan develer ise dağda kaldı bunun üzerine Sultan Mehmet yeniçerilere rica edip devele-ri aşağıya indirmeleri için çaba sarf etmelerini söyledi. Bu şekilde biz büyük bir gayret sarf ederek tekrar dağa tırmandık. Bütün gece develerle uğraşarak onları aşağıya indirmeyi başardık. O gün Sultan orada istirahat etti. Yeniçerilere aralarında paylaşmaları için elli bin altın verdi. Buna ek olarak yeniçerilerin maaşlarını artırdı. Bundan önce dört gün için bir altın alanlara bundan böyle iki gün için bir altın verdi. Bu şüphe götürmeyen bir gerçek olarak bugün de böyledir. Çünkü Sul-tan her neyi kanun olarak vaz ederse bu sonuna kadar değişmeden kalır.24

Büyük ihtimalle bu ve buna benzer güçlüklerle yoluna devam eden Osman-lı ordusu ve Sultan’ın durumu, Uzun Hasan’ın Osmanlı ordusu ile birlikte bulunan annesi Sare Hatun’a Trabzon lehinde Fatih’den dilekte bulunmasına fırsat verdi. “ Hay oğul! Bir Durabuzun çün bunca bunca zahmatlar çekmek nedür” ve kale civa-rına gelindiğinde “Bu benim gelinime taallüktür. Bunu bana bağışla oğul” demiş Fatih ise buna karşılık “Ana ! Bu zahmatlar Durabuzun içün değüldür. Bu zahmatlar Din-i İslam yolınadır. Kim ahrette Allah hazretine varıcak hacil olmayavuz deyüdür. Zira kim bizim elümüzde İslam kılıcı vardur. Ve eğer biz bu zahmatı ihtiyar etmesevüz bize gazi demek yalan olur.”25 
sözleriyle cevaplamıştır.

Mihailoviç şu şekilde devam etmektedir. “Sultan buradan iki bin atlıyı Trabzon’a doğru gönderdi. Bunlar Trabzon önlerinde yenilgiye uğratılıp öldürüldü-ler. Sultanın kendisi bütün azameti ile Trabzon’a varana kadar onlardan bir haber almaya muktedir olamadık. Trabzon’a vardığımızda gidenlerin ölü vücutlarını gördük. Sonra Sultan Trabzon’u kuşattı. Aynı zamanda Sultanın büyüklü küçüklü yüz elliye varan gemileri Kara Deniz’den gelip büyük silâhlarla denizden Trabzon’u kuşattılar. Sultan, altı hafta boyunca büyük zayiata katlanıp şehri almaya muvaffak oldu. 

Trabzon İmparatoru Sultan‘a teslim olmak zorunda kaldı. Sultan onu Edir-ne’ye gönderip bütün Trabzon topraklarını ele geçirdi. Ve Sultan denizde birçok gemiye ve karada büyük bir orduya sahip olarak yukarıda açıkladığımız Rum top-raklarındaki kral ve prense karşı yürümek istedi. Ancak bunların arasının çok iyi olduğunu işittiğinden onları bıraktı ve Edirne’ye geri döndü.26 

Osmanlı kaynaklarının aksine Mihailoviç, Osmanlı ordusu dağları indikten sonra Sultan’ın Trabzon’a iki bin kişilik bir öncü kuvveti gönderdiğini ve bu kuvvetin hepsinin kale önünde meydana gelen çarpışmada öldürüldüğünü beyan etmektedir. 

Yine Osmanlı kaynaklarının, şehrin kuşatmadan sonra çarpışma olmaksızın hemen teslim olduğu şeklindeki açıklamalarına karşılık, Mihailoviç Sultanın şehri büyük kayıplara uğrama pahasına altı hafta müddetle kuşattığını bildirmektedir.27 

Osmanlı kaynaklarından Aşıkpaşazade’ye göre seferin başlangıcında, yüz gemiden oluşan Osmanlı donanması Mahmud Paşa tarafından hazırlanarak Sinop’a gönderilmişti. Tursun Bey’de seferde Osmanlı donanmasının bulunduğunu hatta Osmanlı ordusu şehir önlerine gelmeden evvel donanmanın kuşatmayı başlatmış olup, kaledekiler ile savaşıldığını bildirmekte ancak donanma mevcudu hakkında bilgi vermemektedir.28 

Buna ek olarak diğer bir tarihçi Kritovulos’a göre Osmanlı donanması üç yüz gemiden müretteb olup, bunların içinde top taşıyan gemiler de vardı. Bu donanma Gelibolu Sancağı Beyi Kasım ve Kaptan-ı Derya Yakup Bey komutaları altında bulunmakta idi. Yine Kritovulos’a göre Osmanlı ordusu, şehri yirmi sekiz gün müddetle kuşatmış ve kuşatma sırasında kaledekiler kuşatanlara karşı çıkış hareketlerinde bulunmuşlardır. Mahmud Paşa Sultandan bir gün önce şehir önüne ulaşmış Katabolenuz adlı bir zatın Tomas adlı oğlunu elçi olarak İmpa-ratoru teslim olmaya ikna etmesi için gönderip, teslim olduğu takdirde kendisine büyük toprak parçaları ve yeterli gelir temin edileceğini bildirmiştir. Kritovulos’a göre Trabzon’u İmparatordan Mahmud Paşa teslim almıştır. 29 
  1   2   3

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\1990'li yillarda trabzon'da sosyo-ekonomik yapi ve

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\Trabzon Teknoloji Geliştirme Bölgesi ve Kurumsal Üniversite-Sanayi İlişkileri

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\Çanakkale, İstanbul, Konya, Mardin ve Trabzon’a özel olarak tasarlanan,...

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\T. C. KÜLTÜr ve turizm bakanliğI

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\Bu mevzuat sayfaları Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı...

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\Türklerin yüzyılda granit taslara kazıdıkları ve ancak 1893 yılında...

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\Ekli “Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin...

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\T. C. İStanbul küLTÜR ÜNİversitesi

Başta Kültür Bakanlığı, Trabzon B. Belediyesi, İl Kültür müdürlüğümüz, Trabzon valiliği Trabzon\KÜLTÜr ve sosyal iŞler müDÜRLÜĞÜ


öykü




© 2000-2018
kişileri
o.ogren-sen.com