İÇİndekiler


sayfa1/8
o.ogren-sen.com > Ekonomi > Evraklar
  1   2   3   4   5   6   7   8

İÇİNDEKİLER


SUNU

§1. Giriş

§2. Suriye’deki Çatışmaların Arka Planı

§3. IŞİD’in Suriye ve Irak’ta İşlediği Suçlar

A. Suçlar bakımından Roma Statüsü’nün değerlendirilmesi

B. Suriye ve Irak’ta işlenen suçların nitelendirilmesi

1. Suçların failleri ve azmettiricileri

1.1 ABD- İngiltere - Suudi Arabistan - Katar

1.2. Türkiye

1.2.1. Ulaşım ve Lojistik Destek

1.2.2 Silah Sevkiyatı

1.2.3. Petrol Kaçakçılığı

1.2.4. Tarihi Eser Kaçakçılığı

1.2.5. Türkiye’deki Göçmenlerin Durumu

2. Suçların Nitelikleri Ve Suçlara Dair Deliller

2.1. Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlar

2.1.1. Savaş Suçu

2.1.2. İnsanlığa Karşı Suçlar

2.1.3. Savaş Suçu ve İnsanlığa Karşı Suçların İşlendiğine Dair Deliller

2.1.3.1. Adam öldürme ve toplu katliamlar

2.1.3.2. Bir dine ve ırka mensup kişileri imha etme

2.1.3.3. Kimyasal silah kullanımı

2.1.3.4. Eğitim ve ibadet yerlerine yapılan saldırılar

2.1.3.5. Cinsel taciz ve tecavüz

2.1.3.6. Bombalardan zarar gören ve yağmalanan tarihi miraslar

2.2. Saldırı suçu

§4. Ülkemizde açılan davalar ve akıbetleri

1. Reyhanlı Katliamı- Er Utku Kalı Davası

2. Niğde Davası

3.Sarin Gazı Davası

4.MİT Tırları Davası- Can Dündar ve Erdem Gül Davası- Adana Casusluk Davası

5. Suruç Davası

6. Ankara Davası

7. IŞİD İddianamesi

§5. Sonuç

SUNU

Türkiye’de barıştan yana hukukçular ve Barış Derneği üyeleri olarak 2013 yılının Aralık ayında yayınladığımız Suriye Halkına Karşı İşlenen Savaş Suçları1 adlı raporun üzerinden geçen iki yılda, Ortadoğu’nun bütününde; ancak bilhassa Suriye’de politik ve askeri tablo pek çok açıdan değişti. Bu sebeple, “Suriye Halkına Karşı İşlenen Savaş Suçları 2” adlı, öncekinin devamı niteliğinde yeni bir rapor yayınlama ihtiyacı ortaya çıkmış bulunmakta. Elinizdeki rapor bu ihtiyacı karşılamak amacıyla, Hukukta Sol Tavır Derneği’nin katkısıyla kaleme alınmıştır.

Failler ve olaylar farklılık gösterse de, savunulan temel tezler iki raporda da değişmemektedir. Raporların ikisi de Ortadoğu’da barışın ancak gericilik ve emperyalizm karşıtlığı ile mümkün olabileceğine işaret etmekte ve Suriye’ye dönük askeri ve politik anlamda bir emperyalist müdahalenin karşısında durmaktadır.

Öte yandan, her ne kadar ÖSO ve IŞİD birbirinden bağımsız örgütler olarak anılıyor olsa da; bu rapor, önceki rapora ek olarak, IŞİD’i yaratan karanlığın, ABD’nin, “komünizm tehdidine” karşı 1970’lerden bu yana Ortadoğu’da “Yeşil Kuşak Projesi” ile sahaya sürdüğü El Kaide gibi yapıların bir uzantısı olduğunu savunulmaktadır. Bu açıdan, El Kaide, ÖSO ve IŞİD arasındaki geçişkenliğe vurgu yapılmaktadır.

Raporlarda fail olarak ÖSO ve IŞİD’e işaret edilse de, bu iki örgütün, Ortadoğu’nun emperyalizmle uyumlu hale getirilmesi amacıyla, başta ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere Suudi Arabistan, Katar, Türkiye gibi ülkeler tarafından kullanıldığı esas alınmıştır. ÖSO ile başlayan ve IŞİD’le ayyuka çıkan barbarlığın tam da emperyalizmin karanlığı olduğu vurgusu her iki raporun ana hatlarını oluşturmaktadır.

Raporlar arasındaki farklılıklara değinecek olursak, ilk raporumuzda, emperyalizmle ilişkisi herkesin malumu olan ÖSO ile saldırılara karşı “direnen” bir Suriye ağırlığını hissettirirken, bu rapor merkezine, işbirliği ve uyum açısından emperyalizmle üstü örtük bağlantıları olan IŞİD’i ve uzlaşı kapılarını aralayan Suriye’yi ele almaktadır.

Yine ilk raporda ÖSO ile Türkiye- AKP arasındaki ilişkiye dair pek çok delil sunulurken, bugün IŞİD ve AKP arasında neredeyse eşleşme, birlikte hareket etme hali ortaya çıkmıştır. Bu anlamda “ÖSO’ya yardım eden” Türkiye’den,“IŞİD’le birlikte hareket eden” bir Türkiye’ye geçiş söz konusudur. Türkiye iki yıl önce karanlığın yanındayken, Suruç ve Ankara katliamlarından anlaşılacağı üzere bugün karanlığın içindedir. Diğer yandan, ilk raporda bahsedilen Suriyeli “misafirler” ise ikinci rapor hazırlanırken, uluslararası düzlemde AKP’nin elinde tuttuğu bir tür “koz”a dönüşmüş, pazarlık konusu haline gelmişlerdir.

İki rapor, her ne kadar uluslararası ceza hukuku kavramı olan “savaş suçlarını” konu alsa da, Suriye’ye yönelik saldırıya ortak olan, saldırı ve insanlığa karşı suçlara her türlü desteği veren ülkelerin yargı mekanizmalarının bir bütün olarak, düzenden bağımsız olmadığını biliyoruz. Net olarak şunun da farkındayız ki, bu yargı mekanizmaları, işlenen savaş suçlarını cezalandırmak bir yana, çoğunlukla bu suçları kamuoyu önünde gözden düşürülmüş birkaç kişinin üzerine yıkarak veya tamamen takipsiz bırakarak; gerçek sorumluları aklamak gibi bir misyonla donatılmıştır. Bu açıdan, uluslararası ceza hukuku yargılamaları, savaşı kazananların, kaybedenlere verdiği bir hukuki ders niteliğini aşamamaktadır. Ancak “savaş suçları”, yıllarca süregelen mücadelenin sonucunda alınan tarihsel bir kazanımdır. Bu çerçevede, bu kazanıma sahip çıkarak, insanlığa karşı suç işleyenlerin yargılanmasını sağlamak, hukuki mücadelenin ötesinde, politik bir mücadeleyle mümkündür.

Savaş suçlarını inceleyen raporumuz hem işlenen suçları kayda geçirmek, hem de, gericilik ve emperyalizm karşıtı barış mücadelesinde bir dayanak noktası olması hedefiyle kamuoyuna sunulmaktadır.

Önümüzdeki günlerde Suruç, Ankara, Paris, Beyrut, İstanbul’u ve daha nicelerini tekrar yaşamamak dileğiyle...

§1.GİRİŞ

IŞİD, kamuoyunun gündemine Ocak 2014'te Anbar'daki çatışmalarda Felluce'yi ve Ramâdî'nin bir kısmını ve 10 Haziran 2014'te Irak'ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçirmesiyle2 keskin bir giriş yapmış olsa da; aslında IŞİD’in kuruluşu 2003 Irak işgaline dayanmaktadır. İşlediği suçlar ile artık herkesin tanıdığı IŞİD’in, Ortadoğu’da yarattığı ekonomik ve politik değişim, IŞİD’in emperyalist devletler ile uyumlu olduğuna işaret etmektedir. Kısaca açmak gerekirse, Suriye’de duvara çarpan Arap Baharı, Mısır’da gittikçe radikalleşen Müslüman Kardeşler ve Libya’da iktidara gelen El Kaide ile birlikte çöküşe geçmiş, projeyi yürüten ABD’nin itibarını yerle bir etmişti. Bu yanıyla IŞİD’in, ABD’nin bölgesel politikalarına yeni bir soluk aldırdığı söylenebilir.

ABD, Irak’ta gerçekleştirdiği katliamlar nedeniyle uluslararası kamuoyunca Ortadoğu’da istenmeyen güç iken, IŞİD’in yükselişiyle ile birlikte, yeniden aranan bir aktör haline geldi. Nitekim IŞİD’e karşı, ABD merkezli bir savunma birlikteliği bile gündeme geldi. Özellikle IŞİD yalnızca Müslüman ülkelerde değil; Belçika, Fransa, Avustralya ve Almanya’da da örgütlenmesi ve bu ülkelerde de oldukça güçlü olması; IŞİD’i, Avrupa’nın da yakından hissettiği bir tehlike haline getirmiş ve uluslararası kamuoyunun “ortak düşmana” karşı birlikte hareket etme zorunluluğunu doğurmuştur. Bu anlamda Rusya ve ABD arasındaki gerilime yeni bir boyut kazandırmıştır.

Diğer yandan, IŞİD’in “aşırılığı”, bugüne kadar bölgede faaliyet yürüten El Kaide, Suriye uzantısı El Nusra ve ÖSO gibi örgütleri toplumsal algıda daha “ılımlı” bir çizgiye çekmiştir. Keza, IŞİD’e karşı tampon bölge oluşturulması ve El Nusra ile ÖSO’nun tampon bölgeye yerleştirilmesi bile tartışılabilir hale bile gelmiştir.

ABD’nin Irak’tan çekilmesine paralel olarak, bölgede Şiiler yeniden güçlenmeye başlamıştı. IŞİD’in ortaya çıkışı Irak’ın dengelerini ve özellikle Kürt hareketinin konumlanışını değiştirdi. Maliki’nin alaşağı edilmesini sağlayan IŞİD, ülkenin bölünebilmesinin de önünü açtı. Suriye Kürtleri Esad’a; ancak daha fazla ABD’ye mesafeli dururken, IŞİD’e karşı savunma paktında ABD ile yakınlaşmıştır.

IŞİD, Suriye’de çöken Arap Baharı projesinden sonra, ABD’nin bölge planlarına devam edebilmesi için yeni bir konjonktür yaratmış, ötesinde enerji de vermiştir.

Türkiye iç politikası açısından ise, AKP, Suriye ile savaş propagandası yaparak muhalefetten de destek toplamış ve kendi tabanını konsolide etme yeteneğini arttırmıştır. Diğer bir taraftansa, IŞİD’le kurulan kanlı pazarlık masasından Türkiye’ye yüklü miktarda sermaye aktarıldığı göz önüne alınmalıdır. Bu sermaye, küresel iktisadi kriz karşısında ülkenin ekonomik zaaflarının üzerini örtmüş, yeni pazar imkânları yaratmıştır.

Tüm bu gelişmeler ışığında, IŞİD’in Ankara ve Suruç’ta katliamlar yaptığı; MİT tırları ile IŞİD’e silah taşındığı; IŞİD petrolünün AKP’nin tankerleri ile Türkiye’ye sokulduğu ve Koç Holding rafinelerinden piyasaya sürüldüğü; İzmir’den, Bodrum’dan çıkan botların Suriyelileri ölüme taşıdığı bir Türkiye’de, emperyalizmin yarattığı karanlık ve gericilik karşında barış mücadelesini sürdürmek acil bir görev haline gelmiştir.

Barış mücadelesine direnç kazandırmanın yolu ise, öncelikle, savaşın nasıl ortaya çıktığını anlamak ve emperyalist ilişkileri açığa çıkarmaktan geçmektedir. Üstelik IŞİD’in işlediği suçlar ve onun yukarıda sözü edilen ülkelerle; ama özellikle Türkiye ile olan ortaklığına dair de birçok delil ve belge günbegün su yüzüne çıkmaktadır.

Raporda işlenen suçlara dair belge ve delilleri anlamlandırmak için, özel olarak, Suriye’nin etnik, mezhepsel, ekonomi- politik yapısını, çatışmaların arka planını, IŞİD’in uluslararası bağlantılarını daha fazla açmak gerekmektedir. Raporda okuduğunuz giriş kısmından sonra IŞİD’in işlediği suçların uluslararası ceza hukuku açısından anlamına değinilmekte, bu suçlara ilişkin belgeler sunularak, IŞİD’in bizzat içinde olduğu veya dolaylı olarak onunla temas eden davalar incelenmektedir.

§2. Suriye’de Yaşanan Çatışmaların Arka Planı

Türkiye, Irak, Lübnan, Ürdün ve İsrail’e komşu ve 22,85 milyon nüfusa sahip olan Suriye’de, nüfusun çoğunluğunu Sünni Araplar oluşturmaktadır. Ülkede bulunan azınlıklar nüfusu ise Alevi Araplar, Şii Araplar, Hıristiyanlar, Kürtler, Ermeniler ve Dürzîleri kapsamaktadır.

1946 yılında her ne kadar Fransa’dan bağımsızlığını ilan etmiş olsa da, Suriye, 1971’de dönemin Savunma Bakanı Hafız El- Esad’ın “Düzeltme Hareketi” adı altında yaptığı darbeye kadar istikrarlı bir devlet yapısına sahip olamamıştır.

Hafız El- Esad, 1953’te kurulan BAAS (Arap Sosyalit Diriliş Partisi) üyesiydi. BAAS sosyalizan bir Arap devleti kurmayı hedefliyor; tabanı ise kentli ve batı eğitimli bir kesime dayanıyordu. BAAS 1963’te iktidarı ele geçirdikten sonra, 1965’te 100 şirketi millileştirdi ve büyük toprak sahiplerinin topraklarına el koyup halka dağıttı. Ertesi yıl etkin ailelerin fertleri devlet kurumlarından uzaklaştırıldı. Yeni rejim köylüler, kasabalılar ile orta sınıf kentliler (öğretmenler, memurlar ve üniversite öğrencileri) arasında bir ittifak kurarak kendi siyasal seçkinlerini yarattı.3

Hafız El-Esad’ın alevi olması nedeniyle, Suriye’nin laik olması ayrı bir önem taşıyordu onun için. Ancak bir yandan hukukta da laik düzenlemeler yaparken, diğer yandan ise İslamcıları ürkütmemek için anayasada yer alan “Cumhurbaşkanı Müslüman olmak zorundadır ifadesini kaldırmıyordu. Parti yönetiminde ise tüm azınlıklardan kişiler bulunuyordu. İsrail ile arasında olan çatışmalar karşısında ise, Sovyetler Birliği’yle işbirliği halindeydi.

1945 yılında dağınık haldeki islami cemiyet ve derneklerin bir araya gelmesiyle kurulan Suriye İhvan’ı (Suriye Müslüman Kardeşler) ise BAAS rejiminin karşısında radikal İslamcı bir yapıydı. Sünni bir birliği temsil ediyordu. 1970’lerde gittikçe güçlenmiş ve neredeyse iktidarı ele geçirecek güce ulaşmıştı. Esad devrilmek üzereydi. İhvan, Suriye’yi Esad’ın sapkınlığından ancak kutsal bir cihadın kurtarabileceğini söylüyor ve Alevileri kâfirlikle suçluyordu. BAAS rejimi yeni bir yasa çıkararak İhvan üyesi olan herkese ölüm cezası verdi. Oldukça kanlı geçen günlerden sonra İhvan’ın gücü kırılmış ve pek çok İhvan üyesi Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve Irak gibi ülkelere kaçmak zorunda kalmıştı.

Ancak Suriye’de kalan az sayıda İhvan üyelerine dış destek bitmiyordu. 1980’li yıllarda, Suriye İhvan’ı yeniden güçlendi. Üye sayısı 10 bine kadar yükseldi ve Militanların bini silahlıydı. Bu dönemde Irak hükümetiyle temaslarını yoğunlaştırarak, Irak ile 1979-1980'de Bağdat yönetimi desteklemeye başladılar. Üstelik ABD ordu istihbaratının (DIA) 1982 tarihli bir raporu, Türkiye'nin 12 Eylül'den hemen sonra Suriye'ye yönelik kanlı bir plana örtülü desteğini de ortaya çıkarttı. Raporda Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün, bir darbeye zemin hazırlamak amacıyla Hama'da başlattığı ayaklanmaya katılan silahlı militanların, ülkeye sızdıkları ana rotalardan birinin de Türkiye olduğu belirtiliyor.

Raporda Müslüman Kardeşler'in 1981 başında bir darbe planı yaptığı, örgütün sürgündeki liderliğinin bir yandan ülke çapında isyan başlatırken, diğer yandan örgütle işbirliği yapan bir grup Esad karşıtı Alevi subayın hükümeti bir darbeyle devirmesini planlandığı anlatılıyor. Hafız Esad'ın darbe planını 1982 başında öğrenerek Müslüman Kardeşler'e yönelik operasyonlarını sıklaştırdığını söyleyen rapor, örgütün buna karşın 2 Şubat 1982'de Hama isyanını başlattığını kaydediyor.

Aynı günlerde binlerce Suriye askerinin taraf değiştirdiği, Lazkiye'deki bir deniz üssünün ele geçirildiği, Humus, Lazkiye ve Halep'te genel grev ilan edildiği gibi iddialar da propaganda ediliyor. ABD ordu istihbaratı raporunda ise, “Propagandanın aksine Suriye'deki ayaklanma, Şam'daki bazı bombalı eylemler dışında, hiçbir zaman Hama'nın dışına hiçbir zaman sıçramadı” diyor.4 Hafız Esad, dış destekli darbe girişimini püskürtmeyi başardı ve Suriye İhvan’ı/Müslüman Kardeşler bir kez daha geri çekildi. Hafız El Esad yeniden güçlenmişti.

Sonraki yıllarda liderleri, örgütü Londra’dan yönetmeye devam etse de, geride kalan İhvan üyeleri şiddet içeren İslam savunusundan vazgeçmişlerdi.

10 Haziran 2000’de Hafız El Esad’ın ölmesinden sonra, Londra’da tıp eğitimi alan oğlu Beşar El Esad %97 oy alarak iktidara geldi. Esad’ın gelişi ülkede büyük bir değişim beklentisi yaratmıştı. Her anlamda uzlaşmacı olan ve daha yumuşak bir döneme geçileceğine işaret eden Beşar El Esad, birlik çağrısı yapıyordu. Oğul Esad, yurt dışındaki Suriye İhvan’ı üyelerinin ülkeye girişine izin vermiş, hapistekilerin de bırakılmasını sağlamıştı ancak bu kişilerin ülkedeki herhangi bir siyasi örgüte katılmaları yasaktı. Sonraları, ÖSO’nun çıkmasıyla birlikte, ABD ile Suriye arasındaki anlaşma müzakerelerinin bir başlığını da Suriye İhvan’ın yeniden örgütlenmesine izin verilmesi olacaktı.

Özel sektörün gelişmesini isteyen Esad, neoliberal bir politikayı savunuyordu. Ancak BAAS partisinde, bu politikalara karşı ciddi bir direniş vardı. Esad arkasındaki desteği kesmeden, eski kadroların hepsini tasfiye etmeye çalışıyordu. Suriye için ise neoliberal politikalara geçiş sancılıydı, ama uygulanmaya devam ediyordu. Halkın büyük bir kısmında bu politikalar rahatsızlık yaratıyor ve yoksullaşma ise giderek artıyordu.

ABD yönetimi, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra Suriye’yi de “şer eksenine” dâhil etti. ABD, Suriye’yi, Irak’taki terörist gruplara destek vermek ve Irak’ı istikrarsızlaştırmak ile suçladı ve ABD yönetimi, Bush döneminde birkaç kez de Suriye’yi tehdit etti. Ancak Suriye’yi “diplomatik yollarla yola getirme” politikasından da hiç vazgeçmedi.5 Özellikle AKP ile yakın ilişki içinde olan Esad yönetimi, AKP ile yüzünü batı politikalarına çeviriyordu.

Yine de Suriye, emperyalizmin bölgesel hedeflerine uyumluluk göstermedi. Filistin ve Lübnan üzerinde oldukça yüksek bir siyasi etkinliği olan Suriye, Golan Tepeleri sorunuyla birlikte özellikle İsrail’le ciddi sorunlar yaşamıştı, bu gerilim asla geçmedi. İran ve Rusya ile kurduğu müttefik ilişkisi Suriye’nin bölgedeki pozisyonunu özetliyordu. ABD, Suriye’yi yanına çekmek için bu ittifakı bozmaya da çalışıyordu. Bu sebeple, İsrail ve Suriye arasındaki Golan Tepeleri sorununu da çözmek için arabuluculuk yapıyordu. İsrail'den yayın yapan Yedioth Ahronot (YA) gazetesi, 2011 yılının Ocak ayında, ABD aracılığıyla gerçekleştirilen görüşmelerde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Golan Tepeleri'ni 1967 sınırlarına uygun şekilde boşaltmaları karşılığında, Suriye'den İran ve Hizbullah ile bağlarını kopartmasını teklif ettiğini yazdı. Bu ilişkide Türkiye’nin rolü ise, "Arap baharı"na kadar olan süre boyunca, Esad yönetimini direniş ekseninden çıkartıp daha piyasacı ve Batı'ya entegre bir siyaset izlemeye ikna etmeye çalışmaydı ve bazı alanlarda Suriye yönetiminin zaafları nedeniyle gerçekten de yol almıştı.6

Avrupa devletlerinin Rusya’nın doğalgaz hâkimiyetini azaltmak amacıyla Katar’la yapılmayı istedikleri doğalgaz anlaşmasında, coğrafi konumunu kullanan Suriye, Rusya lehine anlaşmaya engel oldu. Bu durum, Suriye’yi bir kez daha hedef haline getirdi. Hürmüz Boğazı üzerinde Suudi Arabistan ve İran arasında süren gerilimin bir noktası da yine Suriye’yi ilgilendirmekteydi.

Esad, Sovyetler Birliği’nden arda kalan ülkelerin emperyalizm ile uyumlu hale getirme projesi olan Arap Baharı’nın, Suriye’ye sıçramasına engel olamadı. 15 Mart 2011 tarihinde Deraa kentinde başlayan ilk eylemler karşısında Esad, Kürtlere vatandaşlık sözü verdi. Başka bir deyişle 48 yıllık olağanüstü durumu kaldırma kararı aldı. Eylemcilere ateş açılması emri vermemiş olmasına rağmen sorumluluk Esad’a yüklendi. Esad, eylemcileri sakinleştirmek için anayasal değişikliği içeren bir referandumu gerçekleştirdi ve değişiklik kabul edildi.

Ancak muhalefete sürekli ekonomik yardım ve para sağlanıyordu. Silahlı çatışmalar Özgür Suriye Ordusu tarafından yürütülüyordu. Suriye Ulusal Konseyi, ayrı bir yönetim olarak Türkiye gibi ülkelerde örgütleniyor ve Batı'dan destek alıyordu. Washington Post gazetesinde yayımlanan haberde, Suudi Arabistan ve Katar tarafından finanse edilen Suriye’deki silahlanma sürecinin ABD tarafından kontrol edildiğini belirtiyordu.7

Türkiye Suriye’de gerçekleşen savaşın içindeydi. Emekli CIA operasyon şefi Philip Giraldi’nin ve emekli NSA üst düzey yöneticisi Thomas Drake’in de aralarında olduğu 12 emekli ajanın imzası bulunan ve Obama’ya sunulduğu Rusya tarafından da teyit edilen mektupta, “13-14 Ağustos 2013 tarihlerinde, Batı destekli muhalif güçlerin Türkiye’de, Suriye’ye yönelik büyük ve gayrinizami bir askeri kalkışma için geniş çaplı hazırlıklara başladıklarını öğrendik” yazıyordu.

Üst düzey muhalif askeri komutanlarla Katar, Türkiye ve ABD istihbarat uzmanları arasındaki ilk görüşmeler, Antakya’da eskiden Türk ordusuna ait olan ve daha sonra, ÖSO ve onun destekçileri tarafından komuta merkezi olarak kullanılan bir askeri karargâhta yapıldı. Türkiye savaşın tam ortasındaydı, ÖSO gerçekleştirdiği katliamları Hatay’dan yönetiyordu. Türkiye’deki kamplar ÖSO’nun merkezi olmuştu. ÖSO silah yardımı, sağlanan lojistik destek, kaynak aktarımı sayesinde gittikçe güçlendi. Batı medyası ise Esad’ı diktatör, SUK’u ve ÖSO’yu “barışçıl eylemler yapan muhalefet” olarak tanımlıyordu; ancak Suriye, halkı ve ordusuyla direndi.

ÖSO’nun hiç de barışçıl bir örgüt olmadığı ise, kısa sürede belgeleriyle birlikte ortaya çıktı. Suriye ordusunun yaptığı iddia edilen birçok katliamın, aslında ÖSO tarafından yapıldığı alternatif medya sayesinde ortaya çıkartıldı.

Diğer yandan, Arap Baharı’nın yaşandığı Libya, Tunus ve Mısır’da da işler beklendiği gibi gitmedi. Müslüman Kardeşler’in veya El Kaide’nin iktidara gelmesşnden hemen sonra radikal İslamcı oldukları açığa çıktı. Getirdikleri “bahar” kısa sürede pek çok açıdan kâbusa döndü. ABD’nin ve NATO’nun bu ülkelere yaptığı müdahalelerden sonra ortaya çıkan kaos Arap Baharı projesinin çökmesine sebep oldu. Arap Baharı ile itibarı sarsılan emperyalizmin imdadına ise IŞİD yetişti.

Peki IŞİD nasıl ortaya çıktı? Ocak 2014'te Anbar'daki çatışmalarda Felluce'yi ve Ramâdî'nin bir kısmını ve 10 Haziran 2014'te Irak'ın ikinci büyük kenti Musul’u ele geçirmesiyle adını duyduğumuz IŞİD aslında oldukça eski bir örgüt.

IŞİD’in kökleri, öne sürülen diğer isimleri ile “İslam Devleti”, “DAEŞ, DA’İŞ, DEAŞ”ın, Amerika’nın Irak’ı işgal ettiği 2003 yılına dayanmaktadır. 2003 yılında küçük bir grupken, 2004 yılında El-Kaide’ye bağlanarak Irak El-Kaidesi adını alan örgüt, Suriye’ye dönük emperyalist destekli saldırganlığın başlamasıyla birlikte Halep’te de örgütlenmeye başladı.8

Ortadoğu ve Afrika’da Müslüman Kardeşler projesinin çökmesi ve Özgür Suriye Ordusu’nun da başarısızlığa uğramasıyla IŞİD adını alarak El-Kaide’den ayrıldı ve bölgede hâkimiyeti ele geçirmeye başladı. Özgür Suriye Ordusu’ndan geçen militanlar ve komutanlarla birlikte 2012’den itibaren üye sayısını ikiye katlayan IŞİD’in bugün 30.000’den fazla üyesi olduğu düşünülüyor.9 Örgüt, içinden geçtiğimiz dönemde özellikleSuriye ve Irak’ın kuzey bölgelerinde faaliyet göstermekle birlikte. Lübnan'da, Ürdün'de, Ayrıca Kuzey Afrika ve Güneydoğu Asya'da da faaliyet yürütüyorlar.

IŞİD’e, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Tunus, Libya ve Katar gibi Müslüman ülkelerden katılım oldukça fazla. Ancak bir o kadar da Fransa, İngiltere, Belçika, Almanya, Avustralya ve Avusturya’dan katılım var. Örneğin; Avrupa Birliği Adalet, Tüketim ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu Başkanı Vera Jourova, Fransız gazetesi Le Figaro’da yayınlanan raporunda, IŞİD’e katılan 5.000-6.000 arası Avrupalı militan olduğunu ve bunun 1.450’sinin Fransız olduğunu iddia etti.10 ABD, İngiltere, Avustralya ve Kanada’dan da çoğu kadın olan üniversite öğrencilerinin örgüte katıldığı biliniyor.11 Doğrudan IŞİD’e katılan militanların yanı sıra, bugün 18 farklı ülkeden 30’a yakın küçük ve orta ölçekli grup IŞİD’e katıldıklarını ilan etmiş durumda.12

Suriye ve Irak’ta irili ufaklı pek çok örgüt olduğu düşünülürse, militanların örgütler arası geçişini de göz ardı etmemek gerekir. Özellikle Özgür Suriye Ordusu militanlarının birçoğu IŞİD’e geçmiş durumda.13 Her ne kadar eski CIA şefi Petraeus, IŞİD’e karşı El-Nusra’yı kullanmayı önermiş olsa da, yine birçok El-Nusra militanının IŞİD’e geçtiği biliniyor.14 IŞID’e karşı çoğu kez El-Nusra’nın desteklenmesi veya tampon bölge oluşturulup o bölgeye Özgür Suriye Ordusu’nun yerleştirilmesi gerektiği beyan ediliyor. Halbuki bu, IŞİD, El-Nusra ve ÖSO arasındaki geçişkenlik göz önüne alındığında, çok da masum olmayan bir strateji olarak göze çarpıyor.

IŞİD’in Müslüman ülkelerden, Avrupa’dan veya diğer örgütlerden kayda değer sayıda militan çekmesinin en önemli sebebinin, mali gücü.

Irak Parlamentosunun yaptığı araştırmaya göre, örgütün ana gelir kalemleri arasında şunlar bulunmaktadır: Petrol kaçakçılığı, “vergi” adı altında toplanan paralar, “koruma parası” altında alınan haraçlar, örgüt sempatizanlarının yaptığı bağışlar, fidye, yağma yoluyla ele geçirilen kaynaklar ve “zekât”.15 Bu çerçevede, IŞİD’in kontrol ettiği mali kaynakların sanıldığından daha büyük olduğunu görmek hiç de zor değil.

IŞİD, geçtiğimiz Ocak ayında 2015 yılı için 2 milyar dolarlık bir bütçe açıklamıştı. Örgüt, yalnızca Musul’u ele geçirdikten sonra Irak Merkez Bankası’na ait 432 milyon dolara el koymuştu.16

Bölgeyi ziyaret eden Brookings Doha Center dış politika görevlisi ve Irak Enerji Enstitüsü’nün yöneticisi Luay el Hatib, Irak’ta IŞİD kontrolündeki topraklarda günde 25 ila 40 bin varil petrol elde edildiğini ve karaborsada bu petrolün değerinin 1,2 milyon dolar olduğunu belirtiyor.17 IŞİD’in ne kadar geliri olduğu tam olarak tespit edilemese de, ortalama rakamlar bile örgütün yönettiği kaçakçılığın boyutlarını gözler önüne seriyor.

Ayrıca, IŞİD'in petrol ticaretini yürüten komutanı Ebu Sayyaf’ın ölümünden sonra, üzerinden çıkan flaş bellekte yer alan bilgiye göre, yalnızca El-Nabuk'taki tarihi eserlerden elde edilen gelir 36 milyon dolar.18

IŞİD ayrıca ele geçirdiği bölgelerde perakende mağazalarından ayda 2 dolar civarında vergi aldığı ve “Suriyeli bir aktiviste göre, IŞİD'in önümüzdeki günlerde ele geçirdiği bölgelerde elektrik ve su tüketimi için fatura kesmeye başlayacağı” iddia ediliyor.19

IŞİD’in isminin içinde yer alan “devlet” sözcüğünden de anlaşılacağı üzere, örgüt işgal ettiği şehirlerde kendi düzenini kurmaya çalışıyor. Bunun için de çeşitli bakanlıklar kuruyor, ele geçirdiği bölgelere vali atıyor. Hatta örgüt kendi yargı sistemine dahi sahip. Esirleri veya kendi “halkını” yargılayarak hüküm veriyor ve bunları uygulamaya koyuyor. Bunun yanında, örgüt vergilendirme sistemi de yürütüyor. IŞİD, kontrolündeki bölgede yaşayan 8.000.000 insandan düzenli olarak “vergi” topluyor. Bu gelirler sayesinde örgüt on binlerce savaşçısına aylık 300 ile 2000 dolar arasında maaş ödüyor.20

IŞİD gerek hiyerarşik yapısı, gerek mali, gücü gerek silahlı kuvvetleriyle her anlamda bir örgüt yapılanmasından fazlasını temsil ediyor ve düzenli ordularla boy ölçüşebilecek savaşabilme kabiliyetine sahip. Daha açık ifade edilirse, bu durum örgütün çok kolay suç işleyebilmesini sağlıyor.

  1   2   3   4   5   6   7   8

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

İÇİndekiler iconİÇİndekiler

İÇİndekiler iconİçindekiler

İÇİndekiler iconİÇİndekiler

İÇİndekiler iconİçindekiler

İÇİndekiler iconİçindekiler

İÇİndekiler iconİçindekiler

İÇİndekiler iconİÇİndekiler sn

İÇİndekiler iconİÇİndekiler

İÇİndekiler iconİÇİndekiler

İÇİndekiler iconİçindekiler


öykü




© 2000-2018
kişileri
o.ogren-sen.com