TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK


sayfa1/3
o.ogren-sen.com > öykü > Evraklar
  1   2   3
TÜRKİYE’DE SOSYAL DEVLET KAVRAMININ DÖNÜŞÜMÜ: SOSYAL BELEDİYECİLİK


Salih BATAL1

ÖZET

Refah devleti anlayışının yerini sosyal devlet anlayışına terk etmesiyle birlikte yaşanan dönüşüm sosyal belediyecilik gibi yeni bir kavramın ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Sosyal devlet anlayışı merkezi yönetimin politik bir çalışma alanı iken, sosyal belediyecilik kavramı ile birlikte yeni bir boyut kazanmış ve yerel yönetimlerin çalışma konusu haline gelmiştir. Yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik konusunda daha fazla yetkiye sahibi olması, belde halkının gündelik hayatına olumlu şekilde yansımış ve hizmetlerin yerelde verilmesinin gücünü bir kez daha kanıtlamıştır. Bu etkinin fark edilmesiyle birlikte sosyal devlet uygulamaları yerel yönetimlerin lehine olacak şekilde dönüşmüş ve sosyal belediyecilik olgusunun yerel yönetimlerle birlikte anılmaya başlamasına neden olmuştur.

Çalışmada yerel yönetimlerin sosyal politika ve hizmetlerinin kısaca açıklanmasının ardından bu hizmetlerin alt yapısını oluşturan yasal mevzuatın çerçevesi çizilmiştir. Kanun gücü ile desteklenen yerel yönetimlerin bu konuda hareket alanı genişlemiş ve hizmetler çeşitlenerek derinleşmiştir. Yerel yönetimlerimizin özellikle son yirmi yıllık bir süreçte yoğunlaşan sosyal belediyecilik konusundaki tecrübelerinden faydalanılarak oluşturulan çalışmanın son bölümünde ise mevcut temel sorunlar tanımlanmış ve çözüm önerileri açıklanmaya çalışılmıştır. Söz konusu çözüm önerileri sosyal devletten sosyal belediyeciliğe geçişin tüm yönleriyle tamamlanması ve yerel yönetimlerin sosyal politika ve hizmet üretmede uzmanlaşmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sosyal Devlet, Sosyal Politika, Yerel Yönetimler, Sosyal Belediyecilik.

TRANSFORMATION OF SOCIAL GOVERNMENT CONCEPT IN TURKEY: SOCIAL MUNICIPALISM
ABSTRACT

After understanding of new social government subrogates welfare state, new concept of social municipalism ensues.

While social government is an issue for centralized administration, it acquires new aspect together with social municipalism and then is a subject of local government. In such a way that local government has an authority on social municipalism, this situation effects local public life in a good way and also it demonstrates that serving people in a local level brings powerfull effects to local government. So after this awareness social government practices transform in support of local government and then it causes that social municipalism comes with local government.

In our work, we briefly explained social policy and local government services and than framed legal legislation of these services groundwork. It is clear that legal power supports local government and gives oppurtunity to serve wide area and diversifies services. In this perspective, generally in our work is based on social municipalism experience of local government in last two decade. Particularly in last chapter of this work, we defined current main problems and explained solition offers. Our solution based on completing transformation from social government to social municipalism in all the way and than becoming expert to produce service social policy.
Key Words: Social Government, Social Policy, Local Government, Social Municipalism.

GİRİŞ

Kamu yönetimi uygulamalarının temel amacı toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu ihtiyaçlar karşılanırken yerel yönetimler en önemli alanı oluşturur. Özellikle belediyeler, günümüzde sadece beledii faaliyetlerde değil belde de yaşayan insanların sosyal sorunlarıyla da ilgilenmektedirler. Merkezi yönetimin bu aşamada rolü planlama ve denetim olup uygulama yerel yönetimlerin sorumluluğundadır.

Yerel yönetimler hizmetlerden yararlananlara daha yakın olması nedeniyle sosyal hizmetleri merkezi yönetimlere göre daha etkin yerine getirebilirler. Bir beldedeki yoksul, bakıma muhtaç, özürlü, çocuk ve kadınlara yönelik sosyal programların uygulanması ve doğrudan transfer harcamaların yapılması, merkezi yönetimin sosyal programlarına göre daha etkili sonuçlar doğurmaktadır.

Ülkemizde sosyal belediyecilik uygulamaları, 1990’lardan sonra yoğunlaşmaya başlamıştır. Yerel yönetimler öncelikle sosyal ve kültürel alanda politikalar benimsemiş, sonrasında engellilerden başlayarak çeşitli dezavantajlı gruplara yönelik sosyal hizmet ve yardım çalışmaları yapmışlardır.

Sosyal belediyecilik yaklaşımı 19. yüzyılın sonlarında gelişen sosyal devlet anlayışına dayanmaktadır. Ülkemizde kurumsallaşmasının geç kalmasının temel nedeni dayanışma kültürü ve vakıf anlayışıdır. Günümüzde yerel yönetimlerin yürüttüğü bu çalışmalar daha önceki yıllarda toplumsal dayanışma ya da gönüllülük esasına bağlı çalışan vakıflar aracılığı ile yürütülmektedir.

Çalışma sırasında kullanılan anahtar kelimelerin tanımlarını ise şu şekilde açıklayabiliriz:

Sosyal Devlet: Vatandaşlarına klasik özgürlüklerin yanı sıra insan onuruna yaraşır bir yaşamın gereklerini karşılamayı da sorumluluğu gören devlet modelidir.

Yerel Yönetimler: : Merkezi yönetim tarafından belli sınırlar dahilinde kurallar koymaya ve yükümlülükler getirmeye yetkili kılınmış bir yerel meclisin denetimi altındaki yönetim şeklidir.

Sosyal Belediyecilik: Yerel yönetimlere sosyal alanlarda planlama ve düzenleme işlevi yükleyen, belde halkına hemşehri hukuku çerçevesinde sosyal hizmet sunmalarını ön gören bir yaklaşımdır.

  1. SOSYAL DEVLET KAVRAMI ÜZERİNE

Sosyal devlet, devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata müdahalesini kabul edilebilir ve anlamlı gören bir yaklaşımdır. Sosyal devlet, devletin sosyal ve ekonomik hayata müdahalesi ile hem sınıf çatışmalarını azaltır hem de milli bütünleşmeyi sağlamayı amaçlar (Özbudun, 2002: 123).

Sosyal devlet, sosyal görev ve sorumluluklar üstlenmiş, insanın temel özel değerlerine uygun maddi ve manevi ihtiyaçları kapsayan asgari refah koşulları gerçekleşmeyi hedef almış ve sosyal güvenlik kurumlarını kurmuş devlettir (Kantarcı, 2003: 75-85).

Sosyal devlet, toplumdaki refah seviyesi bakımından var olan farklılıkları gidermeye çalışır ve orta sınıfı oluşturmak için alt gelir gruplarının sosyal ve ekonomik durumlarını farklı sosyal politika amaçlarıyla düzenlemeyi hedefler. Ayrıca, bireyleri çalışma ve sosyal hayatta yalnız bırakmayan, insani gelişmeyi sağlamak amacıyla gerektiği zaman ekonomik ve sosyal hayata müdahale eden devlet anlayışıdır (Seyyar, 2008: 80-85).

Söz konusu anlayış ilk olarak 1848 Fransız Anayasası’nda kabul edilmiş, daha sonra 1919’da Alman Weimar Anayasası’nda, devlet tarafından “ekonomik hayatın adalet esaslarına göre ve herkese insanlığa yaraşır bir şekilde” düzenleneceği ilkesini benimsemiştir. Fransa Anayasası’nda olduğu gibi Weimar Anayasası’nda eğitim, çalışma ve sağlık haklarını güvence altına alarak eşitlik ilkesine vurgu yapılmıştır (Ateş, 2009: 88-95).

Avrupa’da yaşanan bu gelişimler Türkiye’de oldukça geç yankı bulmuştur. Türkiye’de, 1961 Anayasası’nın 2.maddesinde belirtilen “Türkiye Cumhuriyeti,…, sosyal bir hukuk devletidir” hükmü ile ilk defa sosyal devlet ilkesi benimsenmiştir. 1982 Anayasası’nda devletin sosyal hukuk devleti olduğu, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunun sağlanması gerektiği ve bunları sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerin kaldırılarak kişinin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli koşulların hazırlanması devletin görevi sayılmıştır (Özbudun, 2002: 128-139). Bu anlayışla birlikte Türkiye’de sosyal devlet, sosyal politika kavramları tartışılmaya başlanmış ve çeşitli devinimlerle birlikte kavram sosyal belediyeciliğe kadar ulaşmıştır.

Sosyal devlette, devletin öncelikle sosyal barış ve sosyal adaleti sağlamaya yönelik alacağı önlemler dizgisi bulunmaktadır. Bu önlemlerden birincisi, herkese insan haysiyetine yaraşır asgari bir yaşam düzeyinin gerçekleştirilmesi için uygun ortamın sağlanmasıdır. Devlet tarafından herkese çalışma olanağının sağlanması, çalışan herkese insanca yaşayabilmenin asgari şartlarını sağlayacak bir ücret ödenmesi ve çalışamayacak durumda olanların çeşitli sosyal güvenlik önlemleri ile refah düzeylerinde iyileştirmeler yapılır. İkinci önlem, gelir ve servet eşitsizliğinin azaltılmasıdır. Vergilemede adalet ilkesi çerçevesinde, yüksek gelir tabakalarının yüksek oranlarda, düşük gelir tabaklarından düşük oranlarda vergi alınması yoluyla gelir eşitsizliğinin azaltılması amaçlanır. Sosyal barış ve sosyal adaleti gerçekleştirme görevi hem merkezi yönetim hem de yerel yönetimler tarafından sağlanması hedeflenmektedir. Özellikle 1980’den sonra yeni kamu yönetimi anlayışıyla, Dünya’da ve Türkiye’de, yaşanan küreselleşme ve yerelleşme olgusu, sosyal devletin işleyişinde yerel yönetimleri, yerel yönetimler içinde belediyeleri öne çıkarmıştır.

Sosyal devletin temel fonksiyonu vatandaşlarının refah düzeyini yükseltmeye çalışmaktır. Sosyal devlet maddi ve manevi anlamda ihmal edilmiş kişilerin, devlete karşı sosyal destek talebinde bulunma hakkına sahip olmaları demektir. Özellikle günümüzde gerek toplum yapısında meydana gelen değişiklikler ile devletin fonksiyonlarındaki artış nedeniyle vatandaşların sosyal anlamda devletten beklentisi artmıştır (Efe, 2008: 4).

2. SOSYAL POLİTİKA KAVRAMI ÜZERİNE

Sosyal politika kavramı sosyal politika tedbirlerine ihtiyaç hissettirecek olaylarla beraber doğup gelişmiştir. Nitekim 1850’lerde, böyle bir kavramın ortaya çıkması gereğinin gelişen tarihi olaylar zinciri içinde aranması gerekliliği vurgulanmıştır (Tuna ve Yalçıntaş, 1999: 21-23).

Sosyal politika, büyük ölçüde, 20.yüzyılın bir olgusudur. Dünyanın daha çok gelişmiş ekonomilerine özgü bir olgudur ve özünde bir toplum üyesinin “vatandaşlık” hakkına dayanır.

Sosyal politika, yoksullar, yaşlılar, engelliler, hastalar, kadın ve çocuklar gibi toplumda kendi kendine yetemeyen birey ve gruplar için daha fazla yararın gerçekleşmesinin bir aracıdır. Bir politikanın sosyal politika olarak değerlendirilebilmesi için; refah düzeyini arttırıcı politikalar olması; ekonomik amaçların yanı sıra ekonomi dışı amaçlar kapsaması ve toplumdaki tüm dezavantajlı gruplara gelirin yeniden dağılımını hedeflemesi gerekir (Ersöz, 2005: 759-775).

Sosyal politika faaliyetleri devletlerin vatandaşlarının bireysel ve toplumsal aidiyetleri ve kazanımları üzerine yoğunlaşmış faaliyetler bütünüdür. Buna göre devletler her bir vatandaşının bireysel özellik, beceri, engel ve şartları dahilinde çalışmalar yaparak toplumun ortalama bir bireyi haline gelebilmesi için çalışır. Bu çalışmaların temel fonksiyonlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

Bireysel muhtaçlığın yanında değişik psiko-sosyal sorunların ortaya çıkması halinde muhtaç insanlara, sosyal güvenlik yöntemleri (sosyal sigortalar, devlet tarafından bakılma, sosyal yardım ve sosyal hizmetler) çerçevesinde geniş kapsamlı ve çok amaçlı destek ve danışmanlık hizmetleri sunmak.

  • Sosyo-ekonomik yönden zayıf olan insanların durumlarını iyileştirmek.

  • Sosyal barışın ve adaletin temini için refah toplumunu oluşturmak.

  • Sosyal risklere karşı toplumun bütün üyelerini sosyal güvenlik kapsamı altına almak.

  • İnsan onuruna yaraşır bir hayatın devamı için tedbirler almak.

  • Toplumda sosyal bütünleşmeyi ve sosyal sorumluluk duygusunu geliştirmek.

  • Kendi kendine yardım etme ilkesine uygun olarak, kamu alanında ve sivil toplumda sosyal dayanışma ruhunu hayata geçirmek,

  • Sosyal ahlakın sağlanması adına toplumda sosyal pedagojik faaliyetlerde bulunmak (Demir, 2006: 57).



3. SOSYAL DEVLET ve SOSYAL POLİTİKA İLİŞKİSİ

Sosyal politika ve devlet arasındaki ilişki amaçları itibari ile her ikisinin de değişik çıkar grupları arasında denge ve uzlaşma sağlayıcı rol oynamalarında yatmaktadır. Devletin eğitim, sağlık, gelir dağılımı, sosyal güvenlik ve istihdam politikaları yoluyla ülkenin ekonomik ve sosyal refahını sağlayacak tedbirler almaya başladığı dönemlerde, sosyal politika kavramının devlet aracılığıyla uygulanabilirlik kazandığı söylenebilir. Ancak zamanla küreselleşmenin de etkisiyle sosyal sorunlar çeşitlenerek artmış, devletin artan sosyal sorunları çözme yönündeki etkinliği azalmaya başlamıştır (Şenkal, 2005: 48-49).

Sosyal devlet ve sosyal politika ile ilgili temel konular ve sorumluluklar açısından önemli yetkilerle donatılmış olan yerel kamu yöneticileri, bulundukları bölgede sosyo-ekonomik sorunların çözümünde ve dezavantajlı sosyal grupların mağduriyetlerinin giderilmesinde etkin rol üstlenmektedirler (Seyyar, 2002: 544-546). Sosyal politika, iktisadi düzenlemelerin sosyal ve ahlak esaslarının şemsiyesi altında planlanması gerektiğini ileri süren bir bilim dalı olmanın ötesinde sosyal devletlerin, resmi ve özel sosyal kurumlar ile sivil toplum örgütlerinin, değişik sosyal kesimlerin yaşama şartlarını iyileştirmek maksadıyla uyguladıkları politika ve tedbirlerin bütünüdür. Bir başka ifadeyle; sosyal politika toplumun değişik kesimlerinde ortaya çıkan muhtelif sosyal sorunları ortadan kaldırmayı ve sosyal refahı temin etmeyi hedefleyen politikaların bütünüdür.


  1. AVRUPA SOSYAL ŞARTI ve TÜRKİYE’NİN MEVCUT DURUMU

Avrupa Konseyi üyesi devletlerin ve şartı imzalayan tarafların uymayı kabul ettikleri Avrupa Sosyal Şartı (Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi), 1961 yılında Turin’de imzaya açılmış ve 1965 yılında yürürlüğe girmiştir. Avrupa Sosyal Şartı, temel sosyal ve ekonomik hakları koruyan, medeni ve politik hakları garanti eden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni takviye eden bir Avrupa Sözleşmesi’dir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) birinci kuşak haklar olarak bilinen temel hakları (yaşam hakkı, işkence yasağı, kölelik ve zorla çalıştırma yasağı, hürriyet ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı gibi) güvence altına alırken, ikinci kuşak haklar olarak kabul edilen sosyal ve ekonomik hakları (çalışma hakkı, örgütlenme hakkı, sosyal güvenlik hakkı, adil ücret hakkı gibi) ise Avrupa Sosyal Şartı koruma altına almıştır.

Türkiye Avrupa Sosyal Şartı’nı 1989’da imzalamış olup, bu tarihten itibaren Şart’ın denetim mekanizmaları işlemeye başlamıştır. Şart, dönem dönem protokollerle desteklenmiş, yeni haklar Şart’ın kapsamına alınmıştır. Avrupa Sosyal Şartı, 1996 yılında Gözden Geçirilmiş Avrupa Şartı olarak yeniden oluşturulmuş ve imzaya açılmıştır.

Şart ile güvence altına alınan sosyal ve ekonomik hakların korunma alanını genişletmek için yeni önlemler alınması hedeflenmiş ve düzenlemeler koruma altında olan sosyal ve ekonomik hakların genişletilmesi yönünde yapılmıştır. Türkiye 27 Haziran 2007 tarihinde Türkiye Gözden Geçirilmiş Şart’ı onaylamış ve 1 Ağustos 2007 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nda, Avrupa Sosyal Şartı’nda (ve ek protokollerle) teminat altına alınan haklara yeni haklar eklenmiştir. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın oluşturulması, 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı’nı ortadan kaldırmamıştır. Şart halen mevcut olup, onaylayan devletleri bağlamaktadır (Erdoğan, 2008: 123-128).

Avrupa Sosyal Şartının temel hedefi aşağıdaki hak ve ilkelerin kamusal politikalara entegre edilmesini sağlamaktır. Buna göre;

1- Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlama fırsatına sahiptir.

2- Tüm çalışanların adil çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.

3- Tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı vardır.

4- Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli adil bir ücret alma hakkı vardır.

5- Tüm çalışanlar ve işverenler ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla ulusal ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahiptir.

6- Tüm çalışanlar ve işverenler toplu pazarlık hakkına sahiptir.

7- Çocuklar ve gençler, uğrayacakları bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel korunurlar.

8- Çalışan kadınlar, anne olmaları durumunda, özel korunma hakkına sahiptir.

9- Herkesin, kişisel ilgi ve yeteneklerine göre bir mesleği seçmesine yardımcı olacak uygun mesleki yönlendirme olanağına sahip olma hakkı vardır.

10- Herkesin, mesleki eğitim için uygun olanaklara sahip olma hakkı vardır.

11- Herkes, ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanmasını mümkün kılacak her türlü önlemden yararlanma hakkına sahiptir.

12- Tüm çalışanlar ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

13- Yeterli kaynaklardan yoksun olan herkes, sosyal ve tıbbi yardım alma hakkına sahiptir.

14- Herkes sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.

15- Özürlüler toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve toplumsal yaşama katılma hakkına sahiptir.

16- Toplumun temel birimi olarak aile, tam gelişmesini sağlamaya yönelik uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.

17- Çocuklar ve gençler uygun sosyal, hukuksal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.

18- Herhangi bir imzalayan tarafın vatandaşları, inandırıcı sosyal ve ekonomik nedenlere dayanan kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla, diğer bir imzalayan taraf ülkesinde, o ülke vatandaşlarıyla eşit koşullar altında kazanç getirici herhangi bir işte çalışma hakkına sahiptir.

19- Bir imzalayan taraf vatandaşı olan göçmen işçiler ve bunların aileleri herhangi bir başka imzalayan taraf ülkesinde korunma ve yardım alma hakkına sahiptir.

20- Tüm çalışanlar, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkına sahiptir.

21- Çalışanlar, işletmede bilgilendirilme ve danışılma hakkına sahiptir.

22- Çalışanlar işletmedeki çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkına sahiptir.

23- Her yaşlı insan sosyal korunma hakkına sahiptir.

24- Tüm çalışanlar, iş akdinin sona erdiği durumlarda korunma hakkına sahiptir.

25- Tüm çalışanlar, işverenlerinin aciz haline düşmesi durumunda alacak taleplerinin korunması hakkına sahiptir.

26- Tüm çalışanlar, onurlu çalışma hakkına sahiptir.

27- Ailevi sorumlulukları olan ve çalışan ya da çalışmak isteyen herkes, herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadan ve ailevi sorumluluklarıyla çalışması arasında, olabildiğince, uyuşmazlık olmadan bunu gerçekleştirme hakkına sahiptir.

28- İşletmelerde çalışanların temsilcileri zarar veren eylemlere karşı korunma hakkına sahiptir ve görevlerini yerine getirmek için uygun olanaklarla desteklenmelidirler.

29- Tüm çalışanlar toplu işten çıkarma halinde bilgilendirilme ve danışılma hakkına sahiptir.

30- Herkes, yoksulluğa ve toplumsal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahiptir.

31- Herkes konut edinme hakkına sahiptir (Bakınız: Strasbourg, 3.V.1996, Avrupa Sosyal Şartı, http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/kefe/docs/sosyalsart.pdf, Erişim: 28.11.2014).
  1   2   3

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconTÜRKİye cumhuriyeti İle hollanda arasinda sosyal güvenlik sözleşmesi
«Mevzuat» tabiri, 2’nci maddenin 1’nci fıkrasında yazılı Sosyal Güvenlik rejimleri ve kollarına ilişkin olarak yürürlükteki ve ileride...

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconShz 507 sosyal poliTİka ve sosyal hizmet yönetiMİ

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconBİLGİ toplumunda biLİM, sosyal biLİM VE sosyal biLGİler öĞretiMİ

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconTarihin Tanımı : Geçmişte meydana gelen olayları (siyasi, sosyal,...

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconTürkiye’de sosyal hayat ‘mobil’leşiyor

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconBeykent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü İstanbul / Türkiye

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconTÜRKİye cumhuriyeti İle güRCİstan arasinda sosyal güvenlik sözleşmesi

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconTÜRKİye cumhuriyeti İle azerbaycan arasinda sosyal güvenlik sözleşmesi

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconTÜRKİye cumhuriyeti İle avusturya arasinda sosyal güvenlik sözleşmesi

TÜRKİYE’de sosyal devlet kavraminin döNÜŞÜMÜ: sosyal belediyeciLİK iconTÜRKİye cumhuriyeti İle libya arasinda sosyal güvenlik sözleşmesi


öykü




© 2000-2018
kişileri
o.ogren-sen.com